Cevşenü’l-Kebir hakkındaki çok büyük sevap ve faziletin hakikati nedir?

Aşağa gitmek

Cevşenü’l-Kebir hakkındaki çok büyük sevap ve faziletin hakikati nedir?

Mesaj  igsirli Bir C.tesi Mayıs 16, 2009 12:42 pm

Cevşenü’l-Kebir hakkındaki çok büyük sevap ve faziletin hakikati nedir?


Aziz, sıddık kardeşlerim,
Bir biçare vesveseli ve hassas ve dinsizlerle görüşen bir adam, meşhur dua-i Nebevi olan Cevşenü l-Kebir hakkında ve akıl haricindeki sevap ve faziletine dair bir hadisi görmüş, şüpheye düşmüş. Demiş:
'Ravi, Ehl-i Beytin imamlarındandır. Halbuki hadsiz bir mübalağa görünüyor. Mesela içinde der: Bu duaya Kur’ân kadar sevap verilir. Hem Göklerdeki büyük melaikeler, o dua sahibini gördükçe kürsilerinden inip ona pek büyük bir tevazu ile hürmet ederler. Bu ise, aklın ve mantığın mikyaslarına gelmez' diye, Risale-i Nur dan imdad istedi. Ben de Kur’ân dan ve Cevşen den ve Nur lardan gayet kat i ve tam akıl ve hikmete mutabık bir cevap verdim. Size gayet kısa bir icmalini beyan ediyorum. Şöyle ki, ona dedim:
Evvela: Yirmi Dördüncü Sözün Üçüncü Dalında on adet 'usul' var, böyle şüpheleri esasıyla keser, izale eder. Ona bak, cevabını al.
Saniyen: Hergün bütün ümmet kadar hasenat ona işlenen ve bütün ümmetin saadetlerine yardım eden ve İsm-i Azamın mazharı ve kainatın çekirdek-i aslisi, hem en mükemmel ve cami meyvesi olan zat-ı Ahmediye Aleyhissalatü Vesselam, o duanın kendi hakkında o azim mertebesini görmüş, ona haber veren Cebrail Aleyhisselamdan işitmiş, başkalarını kendine kıyas etmiş veya edilmiş. Demek o pek fevkalade ve acip sevap, zat-ı Ahmediyenin (a.s.m.) velayet-i kübrasından ona gelmiş. Külli, umumi değil, belki o duanın mahiyetinde böyle harika bir kıymet var ve ism-i Azam mazharı olan zatın tebaiyetiyle başkalara dahi o sevap mümkündür; fakat gayet ehemmiyetli şartları var, yalnız okumak kafi gelmez. Yoksa muvazene-i ahkamı bozar, farzlara ilişir.
Salisen: O dua, nasıl ki zat-ı Ahmediyeye baktığı vakit mübalağadan münezzeh ve ayn-ı hakikat oluyor. Öyle de, o duadaki yüzer Esma-i Hüsnanın hakikatlerine baktığı zaman, değil mübalağa, belki onların nihayetsiz tecellilerinden gelmesi mümkün ve gelebilen feyizlerin nihayetsizliğini göstermek için pek az bir kısmını Muhbir-i Sadık (a.s.m.) haber vermiş ve teşvik için müphem ve mutlak bırakmış. Sonra, mürur-u zamanla, o kaziye-i mümkine ve mutlaka, bilfiil vaki ve külliye telakki edilmiş.
Rabian: Yirminci Lem a-i İhlasda, bir adama beş yüz senelik bir genişlikte bir Cennet verilmesine dair olan bir haşiye var. Ona da bak, gör ki, o koca Cennetin verilmesi, bilmediğimiz tarzda bir malikiyet değil, belki insan nasıl hususi hanesine çok cihetlerle maliktir, sahiptir; öyle de, zemin yüzündeki şeylere çok duygularıyla bir nevi maliktir, tasarruf ve istifade edebilir. Hem, koca dünyayı, benim hanemdir, bana vermiş ve güneş lambamdır diyebilir.
Demek bazı fevkalhad, harika ve akıl haricindeki bir kısım sevaplar, bu mezkur hakikate bakar. Hem İslamiyette her sevabın, her fazilet-i a malin en evvel mazharı ve bizlerin bir duada bir zerre sevabımızda, o duada bir dağ kadar sevap ve feyzi kazanan zat-ı Ahmediye (a.s.m.), hususi virdler ve dualar ve şeriat ve risalet cihetiyle değil, belki velayet-i Ahmediye noktasında ve umumi olmayan derslerinde, kendine verilen en yüksek mertebeyi beyan eder. Kendine tam tebaiyet eden has varislerini, o noktalara teşvik eder.
dedim. O vesvese edip şüphelere düşen adam, lillahilhamd, kurtuldu, tam kanaatı geldi. Belki sizin bazılarınıza faydası var diye size de gönderdim.
Umumunuza binler selam...



Emirdağ Lahikası, 142

igsirli
Admin

Mesaj Sayısı : 271
Kayıt tarihi : 10/05/09
Yaş : 32
Nerden : erzurum

Kullanıcı profilini gör http://diniislam.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz