Cenâb-ı Hakk’ın bütün esmasıyla hakikî bir surette tecelliyatı var. Bütün eşyanın, O'nun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. (Lem’alar) Cümlesini açıklarmısınız ?

Aşağa gitmek

Cenâb-ı Hakk’ın bütün esmasıyla hakikî bir surette tecelliyatı var. Bütün eşyanın, O''nun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. (Lem’alar) Cümlesini açıklarmısınız ?

Mesaj  igsirli Bir C.tesi Mayıs 16, 2009 12:38 pm

Cenâb-ı Hakk’ın bütün esmasıyla hakikî bir surette tecelliyatı var. Bütün eşyanın, O'nun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. (Lem’alar) Cümlesini açıklarmısınız ?



Bir meyve ağacının gölgesinde serinlendiğimizi düşünelim. Ortada bir ağaç, bir de gölge olmak üzere iki varlık söz konusu.

Gölgeye yok diyemeyiz, çünkü onu görüyor ve onunla serinliyoruz. Ama o gölgeye ağaç da diyemeyiz.

Buna göre, gölgeyi şöyle değerlendirmemiz gerekiyor:

Gölge ağaçtan haber verir, ama onun özelliklerini taşımaz. Varlığı ağacın varlığına göre çok aşağı derecededir.

Onda ne ağacın sertliğini, ne içinde işleyen İlâhî tezgâhları, ne de bu tezgâhlardan çıkan yaprak, çiçek, meyve gibi ürünleri bulabiliriz. Ama o bu hâliyle bize ağacın varlığından haber verir, “o olmasa ben olmazdım” mânâsını ifade eder.

Nur’lardan gölgeyle ilgili bir ders:

“Cenâb-ı Hakk’ın bütün esmasıyla hakikî bir surette tecelliyatı var. Bütün eşyanın, Onun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. Ve o vücud çendan Vâcib-ül Vücud’un vücuduna nisbeten gayet zaîf ve kararsız bir zıll, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenâb-ı Hak, Hallak ismiyle vücud veriyor ve o vücudu idame ediyor.” (Lem’alar)

Bu güzel ifadelerde önemli reçeteler ve gerçeği bulmamızda değerli ip uçları mevcut. Cenâb-ı Hakk’ın varlığı “vacip”; yani olması zarurî, olmaması muhâl. Bu varlık mertebesi ancak Allah’a mahsus. Bütün mahlûkatın varlıkları ise “mümkin” sınıfına giriyor. Bir zamanlar yok idiler, İlâhî irade ile varlığı tattılar. Yine aynı irade ile hayatlarına son verilebiliyor ve yeniden varlık sahasından göç ediyorlar.

İşte bu mümkinin varlık sıfatı, Cenâb-ı Hakk’ın vacib olan varlığına göre zaif bir gölgedir. Ama bu varlık, vehmî değil hakikîdir. Fakat, mertebe itibariyle çok zayıftır.

Gölge ifadesi bu ince mânâyı ders verir bize. Yoksa, bu varlıkları yok saydığımız takdirde, vecizenin başındaki gerçeğe ters bir anlayışa gireriz

İlâhî isimler hakikî oldukları gibi tecellilerinin de hakikî olması gerekiyor. Meselâ, şu anda varlığımız devam ediyorsa bu, Bâki isminin bir cilvesi iledir. Ölümle fâniliği tatmamız şu andaki hayatımızın bir vehim olduğu mânâsına gelmez. Biz şimdi vehmî olarak değil hakikî mânâda varlık sahibiyiz. Ama bu varlığımızın devam ve bekası Cenâb-ı Hakk’ın kıdem ve beka sıfatlarına nispeten bir gölge olmaktan ileri gitmez.

Aynı şekilde, bizde ihya (hayat verici) fiili icra edilmiş ve böylece hayata kavuşmuşuz. Bu hayatımız da vehim değil, hayal değil.

Hayatımız gibi, onu besleyen rızklar da hayal ve vehim değiller. Eğer öyle olsa, yani hayatımız da rızıkımız da vehmî olsalar, hakikî olmasalar, o zaman vehmî bir hayatı vermek, hayalî bir rızkı yaratmak Cenâb-ı Hakk’ın hakikî olan rezzakiyetiyle ve ihyasıyla nasıl bağdaşabilir?

Bir başka hakikat dersi:

“Evet mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemâl, umumiyetle Bâki-i Hakikî’nin hüsün ve ihsan ve kemâlâtının işâratı ve çok perdelerden geçmiş zaîf gölgeleridir; belki cilve-i esma-i hüsnanın gölgelerinin gölgeleridir.” (Lem’alar)

Gölgenin gölgesi ifadesini bazı zatlar şöyle açıklıyorlar:

Eşya vücut sahasına çıkmadan, Allah’ın ilminde mevcut idiler. İşte ilim dairesindeki bu varlıklar, onların varlığına esas olan İlâhî isimlerin gölgeleridir. Eşya yaratıldıktan sonra kazandıkları vücut ise, ilim dairesindeki o gölgelerin gölgeleri.

İnsan, zihninde bir cümle kurduğunda bu cümle onun ilim sıfatının gölgesi gibidir. Onu kâğıda döktüğünde ortaya çıkan yazı, gölgenin gölgesi olmuş olur. Gölgenin zattan haber vermesi gibi, bu cümle de ilim dairesindeki birinci varlığından haber verir. İlim dairesindeki o cümle de ilim sıfatının ve âlim isminin bir gölgesi gibidir.

Yukarıda geçen işaret kelimesi de gölge mânâsını ders vermekle birlikte, hayale ayrı pencereler de açar.

İşaret denilince hayalimizde haritalar canlanır. Haritada bir nokta ve üzerinde İstanbul yazılı. Bu nokta ve bu isim İstanbul’a işaret ederler, ama İstanbul değildirler. Onlarda İstanbul’un hakikî güzelliğini ve gerçek kemâlini görmek, hissetmek mümkün değil.

İşte bu mânâyı kemâliyle idrak eden, zevk eden büyük zatlar bütün teveccühlerini Vacib olan Allah’a has kılmışlar, bu işaretlere ve gölgelere ne gönül bağlamış, ne de onlar için birbirlerini incitmiş, kalp kırmışlar.

igsirli
Admin

Mesaj Sayısı : 271
Kayıt tarihi : 10/05/09
Yaş : 32
Nerden : erzurum

Kullanıcı profilini gör http://diniislam.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz